Bu Levrekler Hem Mutlu Hem ‘Premium’

by efe

Metro Türkiye tarafından geçtiğimiz yıl başlatılan ‘Yediği Önünde, Yemediği Yarında’ projesi ile Metro Premium çipuralardan sonra Metro Premium levrekler de raflara çıktı. Proje ile 2022 yılı sonuna kadar yaklaşık 500 ton deniz balığının kurtarılması hedefleniyor.

Hepimizin çok iyi bildiği gibi, gıdanın sürdürülebilirliği konusunda acil eylem planları yapılması gerekiyor çünkü elimizdeki kaynaklar hızla azalıyor. Denizlerimizin geleceği konusunda da uzmanların uyarılarını dikkate almak gerekiyor, aksi takdirde gelecek nesiller balık ve deniz ürünlerinin tadını hiç bilemeyebilir.

Sürdürülebilir balıkçılığı destekleme ve sağlıklı beslenmeyi mümkün kılmak amacıyla çalışmalar yürüten Metro Türkiye, ‘’Yediği Önünde Yemediği Yarında’’ projesi kapsamında omega 3 değeri

yüksek levreklerin hasadı başladı. Türkiye’de ilk kez endüstriyel boyutta uygulanan alg yağı

içeren yemler ve sürdürülebilir balıkçılık yöntemleriyle yetiştirilen Metro Premium çipuraların ardından

son olarak levrekler de raflarda yerini aldı. Bu projeyle 2022 yılı sonuna kadar 400 ton çipura ve levrek yetiştiriciliği gerçekleştirilerek yaklaşık 500 ton deniz balığının kurtarılması hedefleniyor. Metro Türkiye CEO’su Sinem Türüng konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Öncelikle geçtiğimiz yıl başlattığınız ‘Yediği Önünde Yemediği Yanında’ projesi ile ilgili biraz bilgi alalım sizden. Nasıl yol aldınız, hangi aşamadasınız, hedefleriniz neydi ve ne kadarına ulaştınız?

Metro Türkiye olarak 30 yılı aşkın süredir sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarımızı bütüncül bir anlayışla ele alıyoruz. Bu kapsamda, denizlerimizin ve balıklarımızın sürdürülebilirliği bizim yıllardır önemle üzerinde durduğumuz bir konu olmaya devam ediyor. “Önümüzdeki yıllarda da denizlerimizin bize sunduğu farklı çeşitlilik ve nitelikteki balıkları hala afiyetle yiyebilecek miyiz? sorusunun da yanıtını arıyoruz. Doğayı Koruma Vakfı’na (WWF) göre, bugün dünyadaki deniz stoklarının yüzde 85’i ya tamamen kullanılıyor ya da aşırı avlanıyor. Bu koşullarda çiftlik balığı yetiştiriciliği yüksek kaliteli, sağlıklı ve izlenebilir deniz ürünlerinibüyük miktarlarda üretme yeteneğine sahip bulunuyor. Bu özelliğiyle de insanların balık ihtiyacını karşılayabilecek en önemli alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Biz bu yaklaşımla, sürdürülebilir ve sağlıklı bir balıkçılığı mümkün kılmak ve ülkemizde balık tüketimini daha da artırmak için “Yediği Önünde Yemediği Yarında”projemizi hayata geçirdik.

Projede kullandığımız alternatif yemleme modeliyle gelecek nesillerin de balık yiyebilmesi için, azalan balık popülasyonu sorununa çözüm sağlamaya çalışıyoruz. Alg yağının kullanıldığı özel yem sayesinde projemizin ilk hasadından 150 ton üretimle 30 bin kişinin yıllık balık ihtiyacının karşılanmasına denk gelen 180 ton deniz balığını kurtarmış olduk. İlk hasat bittikten sonra balıksız kalmayalım, reyonlar da boş kalmasın diyerek sürekliliği sağlayacak şekilde bir planlama doğrultusunda da kafeslere düzenli aralıklarla balık ilave etmeye devam ediyoruz. Bu sayede 2022 yılı sonuna kadar 400 ton üretimle, 80 bin kişinin yıllık balık ihtiyacını karşılama anlamına gelen yaklaşık 500 ton deniz balığını kurtarmayı hedefliyoruz.

“Yediği Önünde Yemediği Yarında” projemiz kapsamında özel çiftliklerde 300/400 gr ve 400/600 gr olmak üzere 2 farklı kalibrede yetiştirdiğimiz balıklarımızdan öncelikle çipuralarımızı şubat ayında Metro Premium markası altında tüm mağazalarımızda satışa sunduk. Bu ay da Metro Premium levreklerimiz raflarımıza ulaştı. İlerleyen süreçte 600/800 gr ve 800/1000 gr gibi daha büyük kalibrelerin de raflara gelmesi için çalışmalarımız devam ediyor.

Bu levreklerin farkı nedir diğerlerinden?

Alg yağının kullanıldığı yem, balıkta omega 3 dediğimiz yağ asitlerinin değerlerini artırıyor. Metro Premium balıklarımız yüksek omega 3 değerlerine sahip. Bilindiği gibi yağ asitleri insan sağlığı için çok faydalı. Amerikan Ulusal Sağlık Örgütü’nün raporuna göre omega 3 yağ asitlerinin başta kardiyovasküler olmak üzere bazı rahatsızlıklara, anne karnındaki bebek gelişimine ve Alzheimer’a faydalı olduğu birçok araştırma ile kanıtlanmış bulunuyor.

‘Mutlu balık üretimi’ne önem verdiğinize dikkat çekiyorsunuz. Nasıl mutlu oluyor balıklar?

Ürünlerimizi tedarik ederken hayvanların her zaman daha iyi koşullarda olmasını ve üretimin hayvan refahını gözeterek yapılmasını destekliyoruz. Hayvan refahının korunması işimizin sürdürülebilirliğinde önemli bir yere sahip. Müşterilerimize sağlıklı ve güvenli hayvansal gıda ürünleri sunarken doğaya ve hayvan haklarına saygıyı işimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.

“Yediği Önünde Yemediği Yarında” projemizde de aynı yaklaşımı ortaya koyuyoruz. Metro Premium markası altında rafa getirdiğimiz balıkların yetiştiği kafeslerde metreküp başına 8-10 kg gibi bir oranda balık bulunduruyor.Balıklar geniş ve bol oksijenli özel balık kafeslerinde yetiştiriliyor. Böylece onların hem daha rahat hareket etmesi hem de “mutlu” olması sağlanıyor.


Sürdürülebilir balıkçılık konusunda sizin yıllardır önemli destek ve girişimleriniz var. Geldiğimiz noktada sürdürülebilirlik konusunda neler yapılabilir? Gelecek nesillerin de balık tüketebilmesi için bize düşen sorumluluklar neler?

Birleşmiş Milletler’e göre, balık popülasyonlarının üçte biri aşırı avlanıyor ve yüzde 60’ı biyolojik sınırlarına kadar avlanıyor. Okyanuslar, denizlerimiz iklim değişikliğinden, kirlilikten ve aşırı avlanmadan kaynaklanan büyük bir baskı altında. Bugün sürdürülebilir balıkçılık yöntemleri her zamankinden çok daha önemli hale geldi ve aşırı avlanma sorununu çözmenin bir yolu olarak öne çıkıyor. Deniz ürünleri milyonlarca insan için birincil protein kaynağı ve balıkçılık beslenme ve bir geçim kaynağı olarak birçok topluluk için hayati öneme sahip. Sürdürülebilir balıkçılık, habitatları ve tehdit altındaki türleri korurken, balıkların doğal faunalarında yaşamasına, büyümesine ve yeniden üremesi için gerekli zamana izin veriyor.

Bu açıdan bakıldığında balıkçılıkta sürdürülebilir bir üretim sürecini desteklemenin ve bu şekilde üretilmiş balıkları tüketmenin önemi ortaya çıkıyor. Bunları destekleyebildiğimiz ölçüde denizlerin gelecek nesiller için de beslenme kaynağı olmasını, balık popülasyonlarının doğal yaşamlarını sürdürmesini sağlayabiliriz.

Balık çiftliklerindeki hayvanların refahını artırmak için çeşitli standartlar getiriyoruz. 2021 itibarıyla en çok sattığımız 12 tür balık ve deniz ürününde (Somon, Karides, Ton Balığı, Midye, Çipura, Levrek, Istakoz, Deniz Tarağı, Pangasius, Morina Balığı, Kömür Balığı, Alabalık) sürdürülebilir balıkçılık sertifika programlarından en az biri tarafından sertifikalandırılmış tedarikçilerle çalışmayı taahhüt ediyoruz. Bu sertifikalar; avcılıkla yakalanmış balık türlerinin sürdürülebilirliğini destekleyen küresel bir sertifikasyon olan Marine Stewardship Council (MSC), çiftlikte yetiştirilen balık türlerinin sorumlu üretimini sağlamayı amaçlayan küresel bir sertifikasyon programı olan Aquaculture Stewardship Council (ASC), Global Good Agriculture Practice (Global G.A.P.) ve Friend of the Sea (FOS).

Bu sertifikalara sahip balıkları alıp satarak, müşterilerimizin olumlu bir seçim yapmasına ve dünya çapında iyi yönetilen balıkçılık ve balık çiftliklerini ödüllendirmesine olanak tanıyoruz. Ayrıca, faaliyetlerini geliştirmek ve sertifika almak için daha fazla çiftliğe ve balıkçılığa olumlu bir ekonomik teşvik sağlıyoruz. Perakende sektöründeki diğer markaların da aynı yolu benimsemesinin sürdürülebilir balıkçılığa büyük katkı yapacağına inanıyoruz.

Bu konuda toplumsal farkındalığı artırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştiriyor ve hassasiyet gösteriyoruz. Bugüne kadar, “Yediği Önünde Yemediği Yarında” projemizin dışında birçok önemli çalışmayı da hayata geçirdik. Örneğin, gelecek kuşaklar balıkları tanısın diye, ‘Palamutlar Nerede?’ projesini gerçekleştirdik. 2010 yılında Türkiye’nin ilk sürdürülebilir balıkçılık projesi olan “Kızına Bak Anasını Al” projesine başladık. Bu projeyle lüfer balıklarının neslini korumak için üreme boylarını dikkate alarak çinekop ve sarıkanat da dâhil olmak üzere boyu 24 santimetrenin altında olan lüfer balıklarını satmama kararı aldık. Böylece sektöre ve bu alanda yasal düzenlemelerin yapılmasına öncülük ettik. Halen yasal limit 18 cm olmasına rağmen, 24 cm altındaki lüferleri reyonlarımıza getirmemeye devam ediyoruz.


Balık önemli bir omega-3 kaynağı ve uzmanlar tüketilmesini öneriyor. Ama başta ekonomik koşullar olmak üzere pek çok farklı nedene bağlı olarak yeterince balık tüketilmiyor. Bu konuda neler yapılabilir sizce?

Türkiye, kirlenme ve aşırı avlanma nedeni ile bereketi azalsa da önemli balık potansiyeline sahip bir ülke. Dünyada toplam 160 milyon ton olan çiftlik balığı üretiminde ülkemiz Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü sırada yer alıyor.Buna karşılık kişi başına yıllık ortalama 6-7 kilo ile balık tüketimi en düşük ülkelerden birisiyiz.[1] Her yıl biraz daha azalan deniz balıkları üretimi fiyatların sürekli yükselmesine neden oluyor. Bu durum balığa erişimi zorlaştırıyor.

Balığın çok önemli bir protein ve beslenme kaynağı olduğunu hatırlamak ve bu tabloyu değiştirmek zorundayız. Bunun için sürdürülebilir üretim yapan işletmelerin desteklenmesi, balık çiftliklerinde standartların yükseltilmesi ve balığın tüketiciye daha uygun fiyatlarla sunulmasını destekleyen mekanizmaların oluşturulması gerekiyor. Bu konuda kamu yönetiminin, balıkçılık, perakende ve HORECA sektörlerinin eşgüdüm içinde olması ve iş birliği yapması önem taşıyor.


Yine yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak balık üretimi ve tüketiminde dünyayla kıyaslandığında ne durumdayız?

Türkiye bu alanda potansiyeli güçlü, ancak bu potansiyelini iyi yönetemeyen bir ülke. Sürdürülebilir yöntemlerin daha fazla desteklenmesi, denizlerimizin kirlenmesine ve aşırı avlanmaya karşı daha etkin mücadele edilmesi gerekiyor.

TÜİK verilerine göre, ülkemizde su ürünleri üretimi 2020 yılında bir önceki yıla göre yüzde 6,1 azalarak 785 bin 811 ton olarak gerçekleşti. Üretimin yüzde 37,1’ini avcılık yoluyla elde edilen deniz balıkları, yüzde 5’ini avcılık yoluyla elde edilen diğer deniz ürünleri, yüzde 4,2’ini avcılık yoluyla elde edilen iç su ürünleri ve yüzde 53,6’sını yetiştiricilik ürünleri oluşturdu.Avcılık yoluyla yapılan toplam üretim 364 bin 400 ton olurken, yetiştiricilik üretimi ise 421 bin 411 ton olarak gerçekleşti. Avlanan deniz balıkları miktarı 291 bin 910 ton olarak gerçekleşti. Avlanan deniz balıklarının türlerine göre dağılımı incelendiğinde, hamsi balığı 171 bin 253 ton ile en yüksek miktarda avlanan balık oldu. Hamsi balığını 26 bin 804 ton ile çaça ve 22 bin 743 ton ile palamut-torik takip etti.[2]


Tüketiciler balık satın alırken nelere dikkat etmeli?

Tüketicinin de davranışlarıyla sürdürülebilir balıkçılığı desteklemesi gerekiyor. Çarşıda balık tezgâhından alışveriş yaparken boy standartlarına uymayan, gelişimini tamamlamamış balıkları satın almamak,sürdürülebilir balık ve deniz ürünü tedarik eden marketlerden alışveriş etmek önem taşıyor. Bu kapsamda alınan ürünün izlenebilirliğinin olmasına dikkat etmek lazım. Marketlerde ve tezgâhlarda tüketiciye sunulan, sürdürülebilir şekilde avlanmış veya yetiştirilmiş balık miktarı arttıkça tüketicinin bunları yapması da kolaylaşacak elbette.

Biz balığı yalnızca ticari bir ürün olarak değil, gelecek nesillere bırakılması gereken bir değer olarak görüyoruz. Gelecekte denizlerde daha çeşitli ve daha bol balık olması için, yani sürdürülebilir balıkçılık için balık boylarına ve üretim tekniklerine dikkat edilmesi gerekiyor. Av ve boy yasaklarına uygun balıkları kalite standartlarımıza göre kontrol edip alıyoruz. Deniz balıklarında da bir ilk olarak 2017 yılından bu yana ve bugün itibarıyla yüzde 100’e yakın bir izlenebilirlik sunuyoruz. Ayrıca reyonlarımıza gelen tüm deniz balıklarında periyodik olarak kurşun, kadmiyum ve cıva olmak üzere toplam 3 parametrede ağır metal analizleri uyguluyoruz.


 

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Yorum Yazın

Secured By miniOrange