“Kıyıda köşede kalmış yöresel ürünlerimiz gün yüzüne çıkıyor”

by Basak Oksak

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır:

Yöresel ürünler, coğrafi işaret koruması altında bugün tüm dünyada 100 milyar Euro’yu aşkın, Avrupa’da ise 55-60 milyar Euro’luk bir ticari değere sahip. Türkiye ise bu konuda henüz yolun başında. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, yöresel ürünlerle dünyaya açılma konusunda mevcut potansiyelimizin sadece yüzde 20-25’ini kullandığımızı söylüyor.

Her yörenin öz sermayesi ve önde gelen ekonomik kaynağı olan yöresel ürünlerin değeri her geçen gün daha da artıyor. Bu ürünlerin bir kısmının ünü sadece üretildikleri bölgeyle sınırlı kalırken, kimileri de ülke çapında değerleniyor hatta uluslararası pazarlarda yer ediniyor. Yöresel yiyecek, içecek, tarım ve gıda ürünleri, üretildikleri bölgenin tarih ve kültürünü yansıtmada da önemli bir görev üstleniyor. Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ile yöresel ürünler, coğrafi işaretler ve Antalya’da bu yıl 24 – 28 Ekim 2018 tarihleri arasında dokuzuncusu düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı’nı (YÖREX) konuştuk.

Öncelikle YÖREX nedir, kuruluş amacını kısaca anlatır mısınız?

YÖREX, yerel kalkınmanın anahtarı olan ancak kıyıda köşede kalmış yöresel ürünlerimizi ekonomiye kazandırmak ve ekonomik değerini artırmak için hayata geçirdiğimiz ‘Yöresel Ürünler Projesi’nin en önemli ayağı. Antalya Ticaret Borsası (ATB) olarak 2008 yılında yaşanan ekonomik kriz sonrası Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde başlatılan ‘Kriz Varsa Çare De Var’ kampanyasından esinlenerek 2010 yılında Yöresel Ürünler Fuarı’nı (YÖREX) hayata geçirdik. ATB öncülüğünde TOBB’nin desteğiyle düzenlenen YÖREX, yöresel ürün üreticileri ve yetiştiricilerinin; bağımsız veya bölgesel ticarete öncülük eden oda, borsa, kalkınma ajansı ve belediyeler gibi kurum/kuruluşların çatısı altında katıldığı bir fuar organizasyonu. YÖREX’le Anadolu’muzun 12 bin yıllık birikimini gün yüzüne çıkarmayı hedefledik. YÖREX, Anadolu’nun el emeği, göz nuru ve damak tadı ürünlerini bir araya getirmeyi, kıyıda köşede kalmış ürünlerimizin tanınırlığını artırmayı, coğrafi işaret ile bu ürünlerin hakkını, hukukunu koruyarak ekonomiye kazandırmayı ve insanımıza, yerli ve yabancı misafirlerimize Anadolu’muzun yöresel hazinelerini tanıtmayı amaç ediniyor.

Yöresel Ürünler Projesi ve YÖREX kapsamında bugüne kadar ne gibi çalışmalar yapıldı?

YÖREX ile bugüne kadar kıyıda köşede kalmış binlerce ürünümüzü alıcı ve satıcılarla buluşturduk. YÖREX’e katılan Ordu’nun fındık sepeti İspanya’ya ihraç edilmeye başlandı. Türk Hava Yolları, YÖREX’te keşfettiği Mevlevi tatlısını menüsüne aldı. Datça bademinin yerel pazardan ulusal pazara yayılması yine YÖREX sayesinde oldu. Katılımcı firmaların birçoğu kentimizde yer alan otellerin yanı sıra alıcılar ile anlaşmalar imzaladı. Üreticilerimiz ve kurumlarımızın coğrafi işaret kavramını daha iyi anlamasını ve pekiştirmesini sağlayacak ulusal ve uluslararası sempozyumlar ve çalıştaylar düzenledik.

YÖREX öncesi ve sonrasında yöresel ürünler projemiz kapsamında, yıl boyunca bölge ziyaretleri gerçekleştirerek ‘Yerel Kalkınmanın Anahtarı: Yöresel Ürünler’ isimli bilgilendirme faaliyetlerinde bulunduk. Yine ‘Coğrafi İşaret Kanunu’nun çıkmasında tetikleyici bir rol üstlendik. Yöresel ürünlere süpermarket raflarında en az yüzde 1 oranında bulundurma zorunluluğu YÖREX’ten sonra getirildi. Düzenlenen uluslararası sempozyumların etkisiyle yabancı araştırmacıların kaynaklarında ürünlerimize olan ilgi düzeyi arttı. YÖREX sonrası yöresel ürünler pazarlayan internet siteleri ve yöresel marketlerin sayıları hızla arttı. Yöresel ürünlere talep çoğaldı. Kısaca ulusal ve uluslararası alanda ülkemize ait yöresel ürünlerin ticari hayata kazandırılmasında öncü olduk.

Yerel ekonominin güçlendirilmesi sizce neden önemli?

Kırsalın yaşam kalitesi ne kadar yüksek olursa illerin ve dolayısıyla ülkelerin ekonomisi de o denli canlı ve ileri düzeyde olur. Kırsaldaki tarım ve hayvancılık alanındaki üretime bağlı oluşan ekonomik güç, o bölgenin refah düzeyinin yükselmesinde ve kalkınmasında anahtar konumda. Bu kapsamda tüketicilerce güven duyulan, tercih edilen ve kendi içerisinde özel bir pazar oluşturan coğrafi işaretli yöresel ürünler; yetiştiği yörenin iklimi, yer şekilleri, toprak yapısı, bitki örtüsü ve diğer fiziki koşullarıyla o yörenin beşeri birikiminden kaynaklanıyor ve benzerlerine göre kalite, tat ve aroma üstünlüğü sayesinde daha fazla ekonomik değer oluşturuyor. Dolayısıyla bu ekonomik gücün harekete geçirilmesi için yöresel ürünlerimize, coğrafi işarete ve markalaşmaya daha fazla önem vermeliyiz.

Biraz da coğrafi işaretli ürünlerden bahsedelim… Dünyadaki coğrafi işaretli ürünlerle Türkiye’dekileri kıyasladığımızda sanırım çok gerideyiz. Şu anda kaç coğrafi işaretli ürünümüz var? Artırılması için neler yapılabilir? Sizin bu anlamda ne gibi çalışmalarınız var?

Coğrafi işaretler Avrupa Birliği’nde son 20 yıldır tarım politikasının önemli bir aracı olarak kullanılıyor. Ülkemizde ise ancak 2010 yılından sonra kırsal kalkınmada politika aracı olarak kullanma yaklaşımı bulunuyor.

Dünya ölçeğinde baktığımızda coğrafi işaret ve benzeri yaklaşımlarla 10 bine yakın yöresel ürün korunuyor. Avrupa’da coğrafi işaret ile korunan tarım ve gıda ürünü sayısı 3’ü Türkiye’den olmak üzere 1437. Ayrıca 1766 adet şarapta yine coğrafi işaret ile korunuyor. Ülkemizde ise; ekim ayı itibarıyla 370’i bize, 6’sı İtalya, Fransa, İskoçya ve KKTC’ye ait olmak üzere toplam 376 yöresel ürün Türk Patent ve Marka Kurumu’nca tescil edilerek koruma altına alındı. 370 ürünün dağılımına baktığımızda; 192’si gıda ve 62’si tarım ürünleri.

Yani coğrafi işaretli ürünlerin yüzde 69’u bu iki ana gruptan oluşuyor. Biz, yöresel ürünlerin hakkının, hukukunun coğrafi işaret zırhıyla korunabileceğine inanıyoruz, Yöresel Ürünler Projemizde de bu farkındalığı artırmak için uğraşıyoruz. Nitekim YÖREX’te yaptığımız çalışmalarla bu yolda epeyce bir yol ket ettik. Borsa olarak bölgemize has ‘Karyağdı Armudu’ ve ‘Tavşan Yüreği Zeytin’e coğrafi işaret aldık.

Sizce Türkiye genelinde coğrafi işaret alması gereken ama henüz almayan/alamayan hangi ürünlerimiz var?

Yaptığımız Ar-Ge çalışmalarına göre; Anadolu’da yaklaşık 12 bin yıllık kültürel birikimin mirası olarak günümüze kadar gelmiş ve coğrafi işaret alabilecek yaklaşık 3 bine yakın yöresel ürün var. Yani mevcut tescili ve başvuru aşamasındaki ürünlerimizin sayısı düşünüldüğünde henüz potansiyelimizin yüzde 20-25’i düzeyindeyiz.

Yapılan araştırmalara göre, ülkemizde bilinen 200’e yakın peynir, 90 civarında zeytin çeşidi olmasına karşın bu iki ürün grubundaki coğrafi işaretli ürün sayımız henüz 30 bile değil. Yani henüz yolun çok başındayız. Oysa Anadolu’nun her köşesinde farklı bir tat ve aroma barındıran peynirlerimizin; atalarımızdan gelecek nesillerimize emanet bin yıllık zeytin ağaçlarımızdan elde ettiğimiz zeytin ve zeytinyağlarımızın; incirimizin, fındığımızın, pirincimizin ve daha nice ürünümüzün ne bir eşi ne de bir benzeri var.

Coğrafi işaret aldıktan sonra her şey bitmiyor değil mi, devamında da yapılması gerekenler var?

Coğrafi işaret bu işin başlangıcı. Ürünün tanımının yapıldığı, benzerlerine göre ayırt edici özelliklerinin ortaya koyulduğu, depolama ve ambalajlama biçimlerinin nasıl olması gerektiği ve denetimin nasıl yapılacağı gibi bölümlerin olduğu bir belge. Yani işaretten faydalanmak isteyen üreticiler için şartları ortaya koyuyor.

Eğer bu konuda gerçekten bir ürün başarı hikâyesi yaratılması hedefleniyorsa; özetle tüketiciye doğru ürün sunma ve üreticiye hak ettiği değerde kazanç elde etme prensibiyle hareket edilmesi gerekiyor. Bu konudaki başarılı örnekleri incelediğimizde, üreticilerin üretimin her aşamasında; ayrı ayrı ya da birlikte hareket ederek aynı uygulama faaliyetleri içerisinde bulunduğunu ancak ürünün satış ve pazarlanması aşamasında kesinlikle birlikte hareket ettiklerini görüyoruz. Dolayısıyla ülkemizde de…

Yıllardır yörelerimizde yetiştirilen ya da üretilen ürünleri korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak,

Üreticilerin benzerlerine göre üstün özellikler taşıyan ürününün taklit ve tağşişine engel olarak hak ettiği kazancı sağlamak,

Tüketicilerin güvenle yaklaştığı bu ürünleri kaliteli ve doğru bir biçimde pazara sunmak gibi amaçlarla üretimi gerçekleştirilen ürünün en uygun noktasında birlikte hareket edilmesi gerekiyor.

Tüm dünyada özellikle mutfakta kullanılan yöresel ürünlere rağbet artıyor. Diğer ülkeler kendi ürünlerini oldukça iyi pazarlayabiliyorken, biz neden bu konuda yeterince yol alamıyoruz? Örneğin tarhana, siyez bulguru gibi başka hiçbir yerde olmayan ürünlerimiz varken?

Yol alamıyoruz. Çünkü bizler rekabetimizi komşumuzla ve kendi içimizde yapıyoruz. Oysa bu rekabeti daha kazançlı çıkmak için küresel düzeye taşımalı ve diğer ülkelerle yapmayı denemeliyiz. Öncelikle ürünlerimizi hak ettiği değerde sunmak için marka ve ambalaj çalışmalarını yapmalıyız. Bir de bize dayatılan ürünler yerine bize ait ürünleri kullanmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Bu konuda mutfakta harikalar yaratan yıldızlı şeflerimiz ve aşçılarımız ile gurmelerimize çok büyük bir sorumluluk düştüğü kanaatindeyim.

Yine kıyıda köşede kalmış ve unutulmaya yüz tutmuş olan siyez bulguru ve tarhana gibi yöresel ürünlerimizi korumak ve ekonomiye kazandırmak yerine, kaybolmasına ne yazık ki seyirci kalıyoruz. Dolayısıyla yöresel ürünler konusunda yeterince yol alabilmek için öncelikle bizlerin küçüklüğümüzde sıkça duyduğumuz “Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” sözünü tam anlamıyla uygulayan bilinci tüketicilere aşılamalıyız.

Bu yıl düzenlenecek YÖREX’ten beklentileriniz neler?

YÖREX’te her yıl tüketici, üretici, kamu, sivil toplum ve diğer kurumlarla yöresel ürün ve coğrafi işaretlerin gelişimi için teknik ve bilimsel etkinlikler düzenliyoruz. Bu yıl özellikle zincir perakende marketler ile otel satın almacılarını, katılımcılarla özel olarak bir araya getirmek için gayret gösteriyoruz.

Röportaj: Birgül Kopuz

 

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Yorum Yazın

Secured By miniOrange