Geleneksel Kıbrıs mutfağında neler pişiyor?

by Basak Oksak

Molehiya, narlı kabak, Lefkara tava, yahnili el magarınası, pirohu, şeftali kebabı, garavolli (salyangoz), hırsız fırın kebabı, değnek kebabı, kolokas, gavurma, gavurga… Geleneksel Kıbrıs mutfağı ne yazık ki unutulmaya yüz tutuyor. Çağlar boyunca farklı kültürlerden etkilenerek gelişmiş 10 bin yıllık mutfak kültürü yaşatılmayı hak ediyor.

“Bu kitabı yazmamızın nedenlerinden birisi, önemli bir geçiş döneminde yaşamış olmamız. Biz yaştakiler hem eski ilkel ocak hem de modern gaz ocağı, düdüklü tencere çağını yaşamış kişileriz. Dünya o kadar hızlı değişip başkalaşıyor ki eğer bu dönemde yaşayan bizler toplumumuzun bu yönlerini saptayamazsak, büyüklerimizin ölümüyle birlikte unutulacak, yarının gençlerine ışık tutamayacağız. Dünyada bir Kıbrıs Adası, bir Kıbrıslı ve bir Kıbrıs mutfağı olduğunu hatırlatıp altını çizmek istedim.” Bu sözler, ‘Ada Mutfağımız – Tarihsel Süreç İçerisinde Otantik Kıbrıs Mutfağı’ adlı kitabın yazarı Zekai Altan’a ait. Altan’la Antik Çağ’dan Ortaçağ’a, Bizans kültüründen Arap kültürüne, Türk mutfağının etkilerinden günümüz yemek alışkanlıklarına kadar tarih içinde bir yolculuğa çıktık, otantik Kıbrıs mutfağını yakından tanıdık…

Kıbrıs mutfağıyla ilgili araştırmalarınız, kitaplarınız var. Bize adanın yemek kültürü hakkında biraz bilgi verir misiniz? Hangi kültürlerden etkilenmiş, yıllar içinde nasıl bir yemek kültürü oluşmuş?

Kıbrıs mutfağı veya diğer bir tanımlama ile ada mutfağı… Milattan Önce 7000 yılından günümüze kadar geçen tarihsel süreç içerisinde birçok ulusun egemenliği altına giren Kıbrıs’ta süreli olarak sosyal ve kültürel değişimler yaşandı. Bu değişimler, doğal olarak Kıbrıs’ta bir ‘ada mutfağı’nın doğmasına da neden oldu.

Kıbrıs’ın coğrafi yapısı da ‘ada mutfağı’nın biçimlenmesini etkileyen faktörlerden yalnızca bir tanesi. Etkileşimler sonucu ise Kıbrıs’ta Anadolu ve Ortadoğu ülkelerinin mutfakları arasında benzerlikler de görülebilir. Tüm bu etkenlerin bir sonucu olarak ortaya çıkan Kıbrıs mutfağının tanımı Fransız şair – yazar Théophile Gautier’in Dolmabahçe Sarayı için “Ne Grek’tir ne Latin, ne Gotik’tir ne Rönesans, ne Arap’tır ne de Türk” tanımlaması ile uyum sağlar. Çünkü geleneksel ve otantik olan Kıbrıs mutfağı asırlar, çağlar boyunca adada hüküm sürmüş, gelmiş geçmiş birçok uygarlığın bıraktıklarının bir sonucu olarak kesin bir çizgiye oturtulamaz ve Gautier’in tanımlamasına benzer bir durumu oluşturur.

Kıbrıs’a özgü yapısı içerisinde ortaya çıkan ada mutfağı, Kıbrıslı Türkler kadar Kıbrıslı Rumlar tarafından da kullanılıyor. Aynı zamanda Akdeniz mutfak kültürü de birbirinin peşi sıra gelen farklı medeniyetleri ve farklı insan topluluklarını birbirine bağlayan ortak ve benzer yaşam tarzlarının en temel ifade alanlarından biri olmuş. Her iki toplum tarafından bilinen ve kullanılan Kıbrıs mutfağında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunuyor. Bu farklılıklar da doğal olarak her iki toplumun dini (teolojik) inanışlarının farklı olmasından kaynaklanıyor.

Bugün Kıbrıs mutfağında bulunan çorbalar, mezeler, yemekler, salatalar, tatlılar ve meyveler tadılmaya değer bir lezzet ve nitelikte olduğunu söyleyebiliriz.

Sadece Kıbrıs mutfağına özgü, başka bir yerde olmayan özel yemekler ve mutfak alışkanlıkları var mı?

Kesinlikle var: Molehiya, narlı kabak, Lefkara tava, yahnili el magarınası, pirohu, barayemosto, şeftali kebabı, garavolli (salyangoz) yemekleri, hırsız (kleftigo) fırın kebabı, değnek kebabı, dolmalı kolokas, kolokas yemeği, bullez kızartma, forma kabında domates soslu patates tavuk, gavurmalar, gavurgalar (çerez), yalancı dolma, pilavuna, kafes, tahinli peksemet ve hellim  gibi. Bu listeyi daha da uzatabiliriz.

Kıbrıs mutfağında her yemek genelde mevsimsine göre malzemelerle yapılıyor ve özellikle kırsal alanlarda yemeğin yapılış geleneğine ve alışkanlığına uyuluyor. Bayram dönemlerinde kafes, köy ekmek çöreği ve pilavuna gibi geleneksel un ürünleri yapılıyor.  Her mevsim çıkan otlarla yapılan turşular var. Bunların başında girdama, gabbar ve şinya turşuları geliyor. Yaz mevsiminde Kıbrıs’ta yetişen ve kökeni Mısır’a dayanan bir Firavun yemeği olan molehiya imece usulü yapılıyor. Ev kadınları toplanıp hep birlikte molehiya ayıklayıp kurutuyor. Kuru olarak yaz ve kış mevsiminde kuyruk yağlı, etli veya tacuk ile bol limonlu (ekşili) olarak pişiriliyor. Kuru soğanla birlikte yeniyor ve enfes bir tat ortaya çıkıyor.  

Geleneksel ve günümüz Kıbrıs mutfakları arasında ne gibi farklar var? Geleneksel mutfağa sahip çıkmak adına neler yapılıyor?

Günümüz  Kıbrıs mutfağı ile geleneksel yani otantik dediğimiz mutfak arasında önemli bir fark var. Bu farkı yaratan temel nedenler kentleşme ve fast-food’un hızlı bir biçimde yayılması. Slow (yavaş) yemek yerine fast (hızlı) yemek alışkanlığının yaygınlaşması. Tabii ki bunun da nedeni insanların çalışma hayatları. Özellikle çalışan eşler tarafından doğal olarak hazır yemekler tercih ediliyor. Bir de üniversitelerden dolayı ülkedeki öğrenci yoğunluğu daha ucuz ve hızlı tüketilen yemeklerin talep görmesine neden oluyor. 

Ayrıca Kuzey Kıbrıs’taki nüfus yapısına de değinmek gerek. Kuzey Kıbrıs’a Türkiye’den çok ciddi oranda göç ve yerleşmeler oldu. Öyle ki rakamlar Kıbrıslı Türk nüfusun çok üzerinde. Doğal olarak buraya yerleşenler kendi kültür ve yaşam biçimleri, dolayısıyla kendi damak tatları ve lezzetleri ile geldiler. Özellikle restoran sektörü Türkiye’den gelenlerin kontrolünde. Bu restoranlarda Türk mutfağı egemen. Örneğin Kıbrıslılar acılı yemek yemezler. Ama Türkiye’den gelenlerin işlettiği restoranlar genelde acılı yemekler yapar. Bu ve benzeri durumlar Kıbrıs mutfağını ve kültürünü unutulma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Çünkü yetişmekte olan genç nesil mevcut mutfak lezzetleri ve kültürü ile büyüyor. Baskın nüfus ve kültürel egemenlik Kıbrıs mutfak kültürünün unutulmasına neden oluyor.

Bir de Kıbrıs mutfağında yenen ve bilinen bazı kebap ve yemekler bilinçsizce stilize ediliyor. Kullanılan malzemeye ayrıca acılı baharatlar da katılarak geleneksel tatların bozulmasına neden olunuyor. Bu konuda herhangi bir denetim de olmadığı için bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.

Kıbrıs mutfağının sahiplenilmesi için ciddi boyutta resmi adımlar atılmıyor. Bahsettiğimiz 10 bin yıllık bir kültür. Bir varsıllık. Bu konuda özellikle turizm sektöründe çalışan aşçılar için Kıbrıs mutfağına yönelik eğitimler verilmiyor ne yazık ki. Meslek liselerinde ve üniversitelerin turizm bölümlerinde de bu konuda eğitim yapılmıyor. Daha çok füzyon ve modern mutfak eğitimleri veriliyor.

Kıbrıs mutfağı konusunda bazı mutfak kitapları yayınlanıyor. Bunlar da yüzde 100 güven  vermiyor. Denetim de olmadığı için bazen yanlış bilgilerin yanı sıra başka ülkelerin farklı tarifleri de yayınlanıyor. Kıbrıs mutfağı ile ilgili yayımladığım (ve bundan sonra yayımlayacağım) kitaplarda otantik Kıbrıs mutfağını tanıtmaya çalışıyorum. Kaynak olarak mutfak kültürüne hâkim, yaşayan yaşlı insanlardan, yazılı kaynaklardan yararlanıyorum. SİM TV Kıbrıs’ta 15 yıldan bu yana yayımlanan programımda da tamamen otantik Kıbrıs mutfağı ve kültürüne yer veriyorum. Eşimle birlikte işlettiğimiz Nitovikla adlı turistik aile işletmemizde de Kıbrıs mutfağını tanıtmaya çalışıyoruz. Bu alanda 5 yıldır yürütmüş olduğumuz  ‘Kıbrıs Kültürünü Öğreniyorum’ projemizde 9 bin 600 ilkokul öğrencisini uygulamalı olarak eğittik. 

Kıbrıs yemeklerinin dünyada yeterince tanındığını düşünüyor musunuz, bunun için ne gibi çalışmalar yapılmalı sizce?

Kıbrıs yemekleri dünyada yeterince tanınmıyor. Bu konuda çok ciddi gurme programları ve tanıtımlar yapılmalı. Özellikle turizm meslek liselerinde, üniversitelerde ciddi eğitimler verilmeli. Ayrıca restoran ve otellerdeki menü planlamalarında Kıbrıs mutfağı ürünlerinin, lezzetlerinin envanteri hazırlanarak menülerde belirlenecek bir oranda geleneksel yapılış ve sunumlarıyla mecburi olarak uygulanmalı.

Kıbrıs’ta gastronomi çalışmaları nasıl yürütülüyor, üniversitelerde gastronomi eğitimi var mı? Kıbrıslı şefler mutfağın gelişmesi için neler yapıyor?

Kıbrıs’ta gastronomi çalışmaları aşçıların oluşturduğu bir dernekle ayrıca kurulan Gastronomi Platformu ile gündemde tutuluyor. Fazla bir etkinlik düzenlenmiyor, çok nadir olarak belirli zamanlarda. Teorik ve uygulamalı olarak üniversitelerde gastronomi eğitimi veriliyor. Bu eğitimler oldukça da başarılı. Hatta bazı üniversiteler yurtdışı yarışmalarda önemli dereceler alıp başarılar elde ediyor.

Kıbrıslı şeflerin ise özellikle Kıbrıs mutfağının gelişmesi için önemli çalışmalar yaptıklarını pek söyleyemeyeceğim. Bazı yemekleri kullanıyorlar. Kanımca yeterince bilgi sahibi değiller. Bu alanda ciddi workshop’lar düzenlenmeli, bu değerli usta aşçı ve şefler eğitilip bilinçlendirilmeli. Bu adımla önemli sonuçlara gidilebilir düşüncesindeyim. Çünkü Türkiye’den gelen aşçılar ve şefler gerçekten çok tecrübeli, bilgili ve yaratıcılıkları üst seviyede.

Adadaki  yeme içme kültürü hakkında da biraz bilgi verir misiniz? Daha çok hangi tür restoranlar ilgi görüyor, yemek alışkanlıkları ve tercihleri ne yönde Kıbrıslıların?

Kıbrıslılar daha çok kebap ağırlıklı restoranlara ve meyhane türü mekânlara ilgi gösteriyor. Bol mezeli ve müzikli mekânlar, taverna türü yerler… Özellikle Kıbrıs mutfağı sunan mekânların sayısı parmakla sayılacak kadar az ne yazık ki.

Antik Roma’dan Ortaçağ’a ve günümüze Kıbrıs lezzetleri

Kıbrıs’ın bir ada mutfağı olmasının yemek kültürünü önemli ölçüde etkilediğini düşünüyorum. Ve adaya özgü bir mutfak doğmasına neden oldu. 10 bin yıldan beridir Kıbrıs’a Neolitik dönemden bugüne kadar Bizanslılar, Venedikliler, Lüzinyanlar, Osmanlılar, İngilizler hatta Mısırlılar ve Araplar gelip gitmişler. Her gelen bir şeyler getirmiş, giderken de bir şeyler götürmüş. Bu gel-gitler doğal olarak Kıbrıs yani ada mutfağının şekillenmesine neden olmuş. Günümüzde bilinen ve genellikle değişime uğramayan Ortaçağ Bizans mutfağı lezzetleri halen yaşıyor. Antik Çağ, Ortaçağ ve günümüz mutfağından birkaç örnek verelim…

Zeytinli tavuk

Antik Roma’dan Ortaçağ Bizans’ına taşınan ve her evde baharat kullanılmadan pişirilen en basit yemeklerden biri. Zeytinler ezilerek tavuk içerisine dolduruluyor. Zeytin israfının engellenmesi için tavuk içerisine çekirdekleri çıkartılan zeytinler doldurularak pişiriliyor. Sonra zeytinler tavuk eti ile birlikte karıştırılarak servis yapılıyor. Bu yemekteki en önemli ilke zeytinin tavuğa kendi lezzetini vermesi. Bu yemek, ördek, kaz, bıldırcın veya keklikle de yapılabiliyor.

Ballı ve susamlı bidda (gözleme)

Ortaçağ’ın kahvaltılık yiyeceklerinden. Un, yağ, su, süzme bal ve susamla yapılıyor. Tava içerisinde kızgın yağda suyla karıştırılmış buğday unu iyice kızardıktan sonra çevriliyor. Ballı -susamlı bidda kalın olarak pişiriliyor. O dönemde bal yerine deniz tuzuyla da yapılıyordu. Kıbrıs’ta Dribidez-Delikli bidda olarak bilinen hamur işi de benzer şekilde yapılıp içerisine bal, betmez (pekmez) ve şeker konularak yenirdi.

Kuzu karaciğeri (oxyrhychus)

İyi bir kuzu karaciğer iyice doğranır ve tuz, kişniş (golyandro), kekik, afyon ve sirke ile birlikte yağda marine edilir ve yüksek ateşte şişte kızartılarak yenir.

Füme sosis (lucanIcae)

Lucanicae yani füme sosis geleneksel olarak ocak üstünde tütsüleniyor. Bu sosis çizme şeklindeki güney İtalya’nın topuklarında bulunan Lucania’da görev yapan askerler tarafından MÖ 2000 yıllarında Roma’ya getirildi. Baharatlı hazırlanan tütsülenmiş sosisler Filistin, Brezilya ve Kıbrıs gibi ülkelerde yapılıyor. Kıbrıs Rumcasında da ‘Luganiga’ olarak biliniyor. Kıbrıs’taki Türkler ise pastırma olarak biliyor. Genelde dumana asılarak  pişirilip tütsüleniyor.

Kıbrıs mutfağında balık ve deniz ürünleri

Geçmişten günümüze Kıbrıs mutfağında balık çok yaygın olarak kullanılmadı. Daha çok sahil kent ve köylerinde yaygın. Ada ülkesi olmasına rağmen bu ilginç bir durum. Deniz ürünlerinden özel olarak yapılan ve günümüzde hemen hemen yok olan ahtapot pastırması ve küçük barbun balıklarının sirke ve unla hazırlanan saura mezesini örnek verebiliriz. Bugün bu lezzetler Rumlar tarafından yaşatılıyor. Barbun balığı, voppa denilen bir balık ve diğer balıklar da genelde kızartma olarak yapılıyor. Sos olarak zeytinyağı, limon ve sirke kullanılıyor. Ahtapot çok yaygın kullanılıyor ve yeniyor. Turşusu, yahnisi, mangalda ve yağda kızartması, ahtapot pastırması, ahtapot salatası tüketiliyor. Sipya dediğiniz balık türü ise yine mangalda pişiriliyor. Balıklar haşlandıktan sonra küçük parçalara ayrılarak tahinle karıştırılıyor. Sarımsak ve tuzla beraber, limon sıkılarak yeniyor.

Kıbrıs mutfağında kırmızı et

Kırmızı et Kıbrıs mutfağında çok yaygın olarak kullanılıyor. Kıbrıslıların vazgeçilmezi diyebiliriz. Özellikle mangaldan asla vazgeçmezler. Pazar günleri pikniklerde ve evlerde, misafir ağırlarken vazgeçilmez ana yemektir kırmızı et. Birçok yemekte et kullanılır. Fırında yapılan geleneksel et yemeklerinden ‘sulu fırın’ ve ‘hırsız’ (kleftigo) kebapları çok ünlü. Kleftigo farklı bir yöntemle yapılıyor, oğlak eti tercih ediliyor.  Kuzu eti ile yapılan ‘gavurma’ pirinç ve bol kimyon ağırlıklı kuşbaşı doğranmış kuzu eti ile pişirilen geleneksel bir lezzet. Lefkara Güney Kıbrıs’ta Rumların ve Türklerin birlikte yaşadığı bir kasaba. Buraya özgü bir tava olduğu için adı da Lefkara tava olarak geçiyor. Çok özel bir yemek. Küçük küp dediğimiz kaplarda pişiriliyor.

Otantik Kıbrıs mutfağından 3 özel yemek

Sulu Fırın Kebabı

Hırsız-kleftigo kebabı kuru olarak pişirildiği gibi sulu fırın kebabı olarak pişirilen ayrı bir fırın kebabı daha var. Sinideki az miktarda suyun içerisine parça olarak hazırlanmış etlerle iri parçalar biçiminde doğranmış patates, defne yaprağı, soğan ve yuvarlak olarak doğranmış domates konulduktan sonra sini ağzı folyo kâğıtla iyice kapatılır. Etler ve patatesler aynı sini içerisinde hazırlandığı gibi ayrı olarak da hazırlanabilir. Fırına salınan kebaplar yaklaşık iki saat sonra çıkarıldıktan sonra yanında yoğurt, soğan, limon ve ekmekle servis edilir. Küp kebabı ise küpten yapılmış fırın içerisine folyo kâğıda sarılmış et ve patates parçalarıyla birlikte sarılarak pişirilir. Kıbrıs mutfağının spesiyalleri olan bu kebaplar oldukça sade bir set menü olmasına rağmen çok lezzetli ve doyurucudur. Garnitür olarak yoğurt, humus, kuru soğan ve turşuyla yenir.

Lekara tava

Gerekli malzemeler: Pirinç, kuşbaşı kuzu eti, bol kimyon, su, ayçiçek yağı, tuz, karabiber. Toprak küp içerisine tüm malzemeler konur. Karıştırılır ve fırına verilir. Pişerken arada bir karıştırılır. Suyunu çekene kadar pişirilir. Suyu çekilip pilav kıvamına gelince servise hazır olur. Bu yemeğin en büyük özelliği bol kimyon.

Balık fırında

Gerekli malzemeler: Çipura, sarımsak, kekik, limon, lazmarin (rosemari), zeytinyağı. Balıklar önce iyice temizlenir. Bir sini içerisine zeytinyağı, kekik ve limon konur. Balıklar bu karışıma batırılır. Temizlenen balıkların başının alt kısmına sarımsak, lazmarin ve küçük küp şeklinde doğranmış limon konur. Sini içerisine yanmayan kâğıt serilir. Üzerine balıklar dizilir. Her balığın iyice pişmesi için üzerlerine bıçakla çizgi çizilir. Fırına verilir ve 30 dakikada servise hazır olur. Yanında tahin ile nefis bir tat alır.

Turşu ve mezeler

Bıldırcın turşusu: Bıldırcınların tüyleri soyulur ve iç organları çıkarılır. Az miktarda kaynatıldıktan sonra cam kavanoz içerisindeki sirkeye atılır.

Bıldırcın yumurtası turşusu: Yumurtalar haşlanıp soğutulmaya bırakıldıktan sonra kabukları soyulur, cam kavanoza konur ve üzerine de sirke dökülerek turşu kurulur.

Tavuk yumurtası turşusu: Bıldırcın yumurtası turşusu gibi yapılır.

Amberibulya (pulya-bağ kuşu) turşusu: Bu kuşlar tıbıkla yakalanır. İç organları çıkarılmaz. Turşuya konabilmeleri için yaralı olmamaları gerekir. Aksi takdirde turşu bozulur. Kuşlar temizlendikten sonra çok az kaynatılır. Kuruması için bir süre bekletilir. Ondan sonra sirkeye atılır. Bu kuşlar iç organları ile birlikte yenildiği için Kıbrıs’ta kavga edenler veya şakalaşanlar “Seni amberibulya gibi yerim” deyimini sıkça kullanılır. 1533 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden J. Lorke, Limasol’da amberibulya turşusu yapıldığını ve Venedik’e ihraç edildiğini yazar.

Salyangoz (garavolli) turşusu: “Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz” denilse de Kıbrıslı Türkler garavolliyi veya salyangozu bolca yerler. Özellikle Karpaz Yarımadası’ndaki köylerde koç olarak bilinen iri ve büyük  salyangozlar tutulup yendiği gibi ticareti de yaygın olarak yapılır. Küçük olanları yenmez. Hatta  garavollileri yakalayıp evlerinin bahçesinde kümes yaparak besleyip zamanı veya mevsimi gelince de meze yapıp yiyenlerden söz edebiliriz. Garavollilerin yaklaşık 8-9 çeşiti yapılırken turşusu da özel hazırlanıp yenir. Salyangozlar 2-3 gün bir sepet içerisinde aç bırakılarak temizlenmeleri sağlanır. Ondan sonra kaynatılarak kabuklarından tek tek çıkartılır, cam kavanozlar içerisindeki sirkeye atılır ve turşu hazırlanır.  

Ahtapot turşusu:  Yakalanan ahtapotların mürekkebi, ağzı ve iç organları çıkartılır. Ahtapot bir taş veya kaya üzerine en az 40 defa vurularak ve taş – kaya üzerinde ovuşturularak ağartılır. Bu işlemden sonra çıkan köpüklerin artık çıkmadığı ve yumuşak etlerin sertleştiği görülür. Ardından suda iyice haşlandıktan sonra suyu süzülüp kurutulur ve kuşbaşı kesilerek kavanoza yerleştirilir. İçerisine sarımsak atılır. Üzerine de aldığı kadar sirke ve onun da üzerine hava almaması için zeytinyağı dökülür. Zaman içerisinde bir tabaka oluşturan tuşunun bu tabakasına da turşunun anası denir.

Sipya (sipga) turşusu: Ahtapotun daha küçüğü olan sipya da ahtapot gibi aynı yöntemle turşuya konur.

Cikla turşusu: Boz renkte, gagası sivri, böcek ve kararıp yere düşen zeytinleri çokça yiyen bir cins göçmen kuş. Turşusu da diğer kuşlar gibi kurulur.

Çitlembit turşusu: Doğada tabii olarak yetişen çitlembit bitkisinin taze filizleri toplanarak iyice yıkanır. Kurutulduktan sonra sirkeye atılarak turşusu yapılır.

Girdama turşusu: Deniz kenarlarında yetişen bir bitkidir. Toplandıktan sonra suyla iyice yıkanıp tuzundan arındırılıp kuruması için bir yere yayılır. İyice kuruduktan  sonra cam kavanoza konur ve üzerine sirke dökülüp kavanoz kapatılır.

Bikla: Çeşitli sebzeler kuşbaşı olarak doğranıp pişirilirken içerisine köri, hardal, sirke, un ve tuz ilave edilir. Hazırlandıktan sonra cam kavanozlarda muhafaza edilir. İçki masalarının en gözde mezesidir. Özellikle Kıbrıs sandviç kültüründe yaygın olarak sandviç içerisine konulup yenir. Biklasız sandvicin pek de tatı olmaz diye düşünülür. 

Saura mezesi: Küçük barbun balıklardan yapılır. Özellikle Limasol bölgesine ait bir mezedir. Balıklar temizlendikten sonra una bulanarak çok az yağda kızartılır ve kafes biçiminde aşağıdan yukarıya doğru dizilir. Balığın bulandığı undan bir kaşık alınıp kızgın yağa konur. Bu karışıma lazmari otu, sirke ve ezilmiş sarımsak da ilave edilerek karıştırılır ve birlikte kaynamaya bırakılır. İyice kaynadıktan sonra balıkların üzerine dökülür ve üzeri örtülür. Bekleme süresi ne kadar uzun olursa lezzeti de o kadar artar.

Tahin salatası: Çok güzel bir içki mezesidir. Türkiye’de Antalya yöresinde de farklı bir isimle bilinir. Tahin, sarımsak, tuz, limonla yapılır. Tahin salatasına peksimet katılmak sureti ile tahin kokusunu alır. Ayrıca tahin salatasına haşlanmış ve ufalanmış balık da karıştırılarak yapılır.

Hellimli keklik: Temizlenmiş kekliğin karnına hellim konulup iyice kapatıldıktan sonra kömürde ızgarası yapılıp meze olarak yenilir.

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Yorum Yazın

Secured By miniOrange