DSM Group Kurucusu Alper Sesli: “Kahve endüstrisinin çatı etkinliği olmaya devam edeceğiz”

by Basak Oksak

Avrupa’nın en büyük kahve festivallerinden biri olan İstanbul Coffee Festival, bu yıl da yoğun bir ilgiyle karşılandı. Festivali düzenleyen DSM Group Kurucusu Alper Sesli, kahveseverler ile markaların bir araya gelmesini sağlayan en büyük platform olarak kalacaklarını söylüyor.

Bu yıl beşincisi gerçekleşen İstanbul Coffee Festival’i yaklaşık 43 bin kişi ziyaret etti. Bu önemli etkinliği düzenleyen DSM Group Kurucusu Alper Sesli ile festivalin dününü, bugününü ve gelecek hedeflerini konuştuk… Beş yıl önce Galata Rum Okulu’nda İstanbul Coffee Festival’i ilk düzenlerken neyi amaçlamıştınız? Aslında tüm dünyada bir süredir ciddi anlamda yükselen üçüncü dalga kahve kültürü ile birlikte; kahve dükkânlarının, zincir mağazaların, geleneksel kahvecilerin ve kahveye dair tüm paydaşların, kahveseverler ile merkezinde kahvenin olduğu bir deneyim etkinliğinde buluşmasını hayal etmiştik. Yan tamamlayıcılar olarak sanat, tasarım, müzik gibi unsurları da içinde tutarak… Sanki oldu gibi…

Sonrasında Haydarpaşa Garı ve Küçükçiftlik Parkı… Kentin merkezinden uzaklaşmadan giderek gelişen mekânlar. Bu süreçte festivalin içeriğine neler dahil oldu?

Aslında İstanbul gibi bir megapolün en büyük sıkıntılarından biri, katılımcıların kolay ulaşabileceği, etkinlik yapılabilecek alanların sayısının gerçekten çok ama çok kısıtlı olması. Bu bağlamda Karaköy Rum Okulu ile başladık öyküye. Mekânın katlı yapısı ve olası çıkışları ile tahliye kapılarının azlığı nedeniyle bu hacimde bir etkinliğe devamında ev sahipliği yapamayacağı ilk yıldan ortaya çıkmıştı. Ertesi yıl İstanbul’un en özel ve en görkemli mekânlarından Haydarpaşa Garı’nda buluştuk kahveseverlerle. Festival sonunda içimizden geçen, “Evet burası bu etkinliğin uzun yıllar ev sahibi olmalı” idi. Fakat festivalin ardından Haydarpaşa Garı en az üç yıl sürecek çok ciddi bir restorasyon projesine başlama kararını açıkladı. Büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığı yaşadık fakat öte yandan üniversite nezdinde yürüyecek ciddi bir restorasyondu ve bu olağanüstü binanın daha uzun yıllar yaşamasını sağlayacak bir adımdı. Bizler de sadece çok sevindik ve biraz buruk bir şekilde bu yuvamızdan ayrıldık.

Ertesi yıl İstanbul’un kalbinde kalan son etkinlik alanı olan Küçükçiftlik Park’a taşınınca doğal olarak ilk iki festivalde zayıf kalan müzik daha güçlü bir oyuncu olarak festivaldeki rolünü aldı. Üç yıldır Küçükçiftlik Park’tayız ve çok özel fırsatlar oluşmadıkça şimdilik buradayız. Bu konuya değinmişken; 20 milyon kişinin yaşadığı bir şehrin kent merkezinde hem daha fazla açık hava hem kapalı, büyük metrekareli hem de ulaşılabilir bütçeli opsiyonlar olması, yaratılması konusundaki umudumuzu yaşatıyoruz.

“Festivalin ilk yılı ciddi bir zararla kapandı, sonraki yıl başa baş noktasına ulaştı. Üçüncü yılından sonra ise gelir oluşturmaya başladı.”

Festival katılımcılarında aradığınız olmazsa olmazlarınız neler? Kesinlikle kahvesever olmaları. Bu bağlamda örneğin beş yıldır müzik vb. konuları daha geç açıklıyoruz. Kahveseverin öncelikle kahve için gelmesini, ardından festivalin sunduğu müzik gibi tamamlayıcı etkinliklere göre tercih oluşturmasını istiyoruz. Bu bir konser serisi organizasyonu değil, zaten böyle kurgularsak ve beklenti yaratırsak, bu durumda etkinliği konser gibi fiyatlamamız gerekir. Bilet fiyatlarımız tek sanatçılı konser fiyatlarından en az yüzde 40-80 daha ucuz olarak kahveseverlerle buluşuyor. Bu nedenle festival meraklıları adına, baş aktörümüz olan kahve öncelikli olarak alana geliş nedeni olmalı.

‘İstanbul Coffee Festival’in katılımcı sayısı ve çeşitliliği beş yılda nasıl gelişti?

İlk yıl 14 bin, ikinci yıl 25 bin, üçüncü yıl 30 bin, dördüncü yıl 42 bin kahvesever festivali ziyaret etti. Beşinci yıl ise 43 binlerde… Küçükçiftlik Park, gerek fiziksel engelli gerekse çocuklu, bebek arabalı kahveseverlerin ulaşımı konusunda avantajlı oldu. Hatta hayvansever bir festival olarak profilimizi geliştirme imkânımız da oluştu. Beşinci yılında festival yüzde 10’un üzerinde yabancı konuk ağırladı. Aslında her yaş grubundan kahveseverin kolaylıkla ulaşabildiği bir etkinliğe dönüştü.

Gerek katılımcı ve gerekse ziyaretçileri ele alırsak; festival süresince karşılaştığınız sorunların başlıcaları nelerdi?

Aslında kahveseverlerimiz beş yılda (toplamda 160 bin kişi demek) bize ciddi anlamda herhangi bir sorun çıkarmadılar. Elbette kimi zaman kızdıkları bazı konular oldu. Bunları sıralayabilirim… Kapıda sıkı güvenlik kuralları uyguluyoruz, örneğin içeri sıvı almıyoruz. Burada güvenlik tehdidi anlamında ciddi uygulamalarımız mevcut maalesef. Aynı gerekçelerle çanta ve gerektiğinde üst araması yapıyoruz. Cumartesi ve pazar günleri, öğleden sonra seanslarının kalabalık olması, kimi zaman bir geribildirim olarak bize geliyor. Festivalimiz tam dört gün sürüyor ve perşembe, cuma, pazar sabahları en sakin seanslarımız. O gün ve saatler, her zaman doluluk olarak kapasitenin altında kalıyor. Buna karşın cumartesi ve pazar öğleden sonra tam kapasiteyle hizmet veriyoruz. Bu durumdan mutsuz olan ve bize ulaşan kahveseverlerin gönlünü kazanmak için de elimizden geleni gerçekten yapıyoruz. Bir de sosyal medya üzerinden anında cevap dönüşü bekleniyor, üstelik festival döneminde. Evet, bazen ekip zorlanıyor ve gecikmeli dönebiliyoruz; fakat soruların hepsinin yanıtları aslında web sitemizde mevcut. Ama kahveseverlerle bunlar dahil olmak üzere sorun olarak kabul edeceğimiz bir gündemimiz asla olmadı.

“İstanbul Coffee Festival, beşinci yılında yüzde 10’un üzerinde yabancı konuk ağırladı. Her yaş grubundan kahveseverin kolaylıkla ulaşabildiği bir etkinliğe dönüştü.”

İşin ekonomik boyutuna gelirsek; beş yılda festivalin getirisi ve ziyaretçi sayısı nasıl gelişti? Siz bu gelişimi neye bağlıyorsunuz?

Festivalin ilk yılı ciddi bir zararla kapandı, sonraki yıl başa baş noktasına ulaştı, üçüncü yılından sonra ise gelir oluşturmaya başladı. Fakat ülkemizin en büyük organizasyonlarına imza atmış 26 yıllık bir ajans için İstanbul Coffee Festival’in oluşturduğu gelir ana ciromuzun yüzde 3-4’ü kadardı. Bu bağlamda dışarıdan bakıp da bu işten zengin olduğumuzu düşünenler; 26 yılımıza ve uçak yarışlarından Avrupa pist yarışlarına ve 1.5 milyon seyircili işlere kadar, birçok ilke imza atmış, ulusal ve uluslararası 40’a yakın ödüle sahip tarihçemize haksızlık ederler. Örneğin bugünkü rakamlarla festivalimizin girişi 5-7 Euro bandına karşılık geliyor. Dünyada bu ücrete dört saat birçok ücretsiz tadım, eğitimler, workshop’lar ve konserler olan herhangi bir başka etkinlik yok.

Fakat festivalin oluşturduğu ekonomi bence çok daha önemli. Festival döneminde üçüncü ve dördüncü yıl yaklaşık olarak 5-7 milyon dolar bandında bir ticarete neden olduğumuzu söyleyebilirim. Beşinci yıl öngörüleri de kur değişimleri ile muhtemelen 4-5 milyon dolar bandında görünüyor. Burada kriter, katılımcıdaki festivalin cep payı ve dış ekosistem içinde oluşturduğu ciddi ticaret. Festival döneminde yurtdışından özellikle komşularımız Balkanlar, Ortadoğu’dan makine ve çekirdek alımı için ticaret amaçlı ülkemizi ziyaret edenlerin sayısı da çok arttı.

Türkiye’de kahve sektörü daha yolun başında mı, yoksa doyum noktasına gelindi mi? Açılan her 100 kafeden 60’ı iki yıl içerisinde ya kapanıyor ya da el değiştiriyor. Bu bağlamda siz sektörü nasıl görüyorsunuz?

Açılanların ve de kapananların yüzde 80’inin aşk ile kahve yapmadığını ve bu yola tren ticaret modeli olarak girdiğini çok iyi biliyoruz. Bu bağlamda ‘mahalle kahveciliği’ ve kahve dükkânlarının ciddi küçük yatırımcı için iyi ve sürdürülebilir bir iş modeli olduğu çok aşikâr. Bence önümüzdeki beş yıl içinde büyük ve orta büyüklükteki şehirlerde 10 yıl içinde ise ülke genelinde yayılacak yeni bir iş modeli.

Tek şart iyi kahve yapmak! Şimdilik gastronomi üzerine eğitim veren dört yıllık 51 üniversite ve iki yıllık 57 meslek yüksekokulunda yaklaşık 25 bin öğrenci eğitim görüyor. Ama bu okullarda ciddi anlamda kahveye ilişkin bir müfredat yok. Sizce sektörün nitelikli eleman sorunu nasıl çözülebilir? Bence konunun tüm dünyada olduğu gibi okullu değil, alaylı gelişimi daha ciddi bir kaynak. Kahve ve kahve dükkânı işletmeciliği ve eğitimi bence bir içerik olabilir. Ama kavurmacılık ya da iyi bir demleme için okullu olunmasını gerekli bulmuyorum. Okumakla kahveyi sevmenin ve tat duyularını doğru kullanabilmenin ayrı yetenekler olduğunu düşünüyorum. Ben hep müteşebbis oldum yaşamımda. Şunu söyleyebilirim ki cesur kahveseverlere, cesur gastronomi eğitimi almış şef adaylarına ihtiyaç oldukça fazla.

“İstanbul Coffee Festival daha fazla büyümeyecek, Ankara dışında şu anda kahveseverler odaklı bir başka festival hedefimiz yok.”

İstanbul Coffee Festivali, beş yılın sonunda rüştünü ispat etmiş ve sektör için oldukça önemli bir festival. Bundan sonraki süreçte festivalin içeriğine, sektörün gelişimine ilişkin daha farklı unsurları dahil etmeyi düşünüyor musunuz veya ‘İstanbul Coffee Festival’ başlığı altında farklı zamanlarda farklı etkinlikler olabilir mi?

İstanbul Coffee Festival daha fazla büyümeyecek, Ankara dışında şu an kahveseverler odaklı bir başka festival hedefimiz yok. Yarattığımız modelin dahi taklitlerinin olduğu bir pazarda daha çılgınca bir işin içinde olmayacağız. Yeni projelerimiz wellness, spor, gıda olacak. Mevcut sanat festivallerimiz daha da büyüyecek. İlk yurtdışı ofisimiz Londra’da açıldı, sırada ise Lefkoşa (Nicosia) var. Sıkı takip ettiğimiz iki yurtdışı noktada daha ticari faaliyetlerimizi geliştirmek istiyoruz. Bundan sonrası artık organizatörlerin değil kahve sektörünün oyuncularının birlikte gerçekleştireceği, daha derin, daha ufak fakat lezzet dolu işlerle gelişmeli… Kahve sektöründe 2019 yılında İstanbul Coffee Summit ile yatırımcıları, kahve sektörünü, iş insanlarını bir araya getireceğimiz bir proje ile sadece baristaları kapsayan ufak ölçekli bir başka projemiz var.

Beş yıllık sürecin sonunda sektörün gelişimine yönelik önemli bir oyuncu olduğunuzu düşünebiliriz. Bundan sonra sizce ‘İstanbul Coffee Festival’in misyonu ne olmalı?

İlk günden bu yana tüm kahve endüstrinin çatı etkinliği olma misyonumuza devam etmek ve geliştirmek istiyoruz. Kahveseverler ile markaların bir araya gelmesini sağlayan en büyük ve lider platform olarak kalma çabamız devam edecek. Gerek festivale ve gerekse sektöre ilişkin değinmek istediğiniz başka şeyler var mı? Aşk ile yapılan kahve nasıl daha lezzetli ise aşk ile kahvelerin yapılacağı kahve dükkânlarını mahallelerimizde görebilmek umuduyla…

“Festival döneminde yurtdışından, özellikle komşularımız Balkanlar ve Ortadoğu’dan makine, çekirdek alımı için ticaret amaçlı ülkemizi ziyaret edenlerin sayısı da oldukça arttı.”

Röportaj: Ferit Özkaşıkçı

Bunlar da hoşunuza gidebilir

Yorum Yazın

Secured By miniOrange